9 Şubat 2014 Pazar

9 Şubat... tepki de boomerang etkisi

 7 şubat tarihli Karma yazısının devamı...

 
Boomerangın keşfinden saniyeler sonra




Arzular ve şiddetle istenilmeyenler, neden sonuç ilişkisi yarattığı için, aydınlanmayı arayan insanlar arzularını kontrol etmeyi başarır. İstemedikleri şeylere tepki vermeyi de bırakır...

Arzularla ilgili olanı anlamak biraz daha kolay.. istenmeyen durumlara tepki vermemek ise kulağa mantık dışı geliyor büyük ihtimal..

Onun için bu ikincisi üzerinde biraz durmak istedim bu yazıda..

Mesela hukumet almış başını ülkeyi harab ede ede gidiyor... buna tepkisiz mi kalalım?

Gözümüzün önünde bir adam diğerine darp ediyor.. tepkisiz mi kalalım?

Global mafya hem yiyeceklerle, hem uçaklardan döktüğü kimyasallarla, hem aşılarla, hem televizyonlarından akan kirleriyle, hem okullarıyla dünyamızı ve bizi zehirliyor.. hiç birine tepki vermeyelim mi?

Hayır .. tepkisiz kalmak yaşarken ölmek gibi bir şey olur..

O halde aydınlanmayı arayanların istemedikleri duruma karşı tepkisizlikleri ne demek?

Arada çok ince bir çizgi var..

Tıpkı yardım ederken egoistçe ve ya kalpten gelen niyetle yapılan yardımda olduğu gibi..

İstenmeyen duruma öfke ve nefretle tepki verdiğimizde bu enerjiler karma olarak bize er geç geri döner..
Öfke daha fazla öfke, üzüntü daha fazla üzüntü getirir.

Bütünün hayrına kalpten gelen sevgi ve merhamet enerjisi ile istenmeyen duruma verilen tepki ise yeterli enerjide ise.. yani karşıt negatif enerjiyle balans oluşturuyorsa, durumu nötür edebilir..

Bu çeşit tepkilere örnek vermek istiyorum.

Gandhi , Hindistan'daki işgalci hükümetin tuz üzerinde yaptığı vergi artışlarını protesto etmek için ( daha doğrusu istenmeyen durumu nötür etmek için gayet bilinçli olarak) öfke barındırmayan, dahası sevgi ve merhametten gücünü alan bir eylem başlattı. Yüzlerce km yi peşine takılan onbinlerce insanla birlikte yürüyerek aştı ve hindistanın güney burnuna geldi.. oradaki denizden tuz çıkartmaktı niyeti..hatırlamıyorum tuzu çıkarttı mı.. bu barışçıl yürüyüş pek çok Hintlinin grevi ile desteklendi ve sonunda İngiliz hükümeti tuz vergisini düşürdü...

Amerikada herhalde 60 larda, siyah insanların otobüste ön koltuklara oturması yasaktı.. ön koltuklar beyazlara aitti..
Siyahlar otobüse binmeme eylemi yaptı.. 1 hafta belki daha fazla süre işlerine, okullarına yürüyerek gittiler.. ve hükümet bu ırkçı uygulamaya son verdi..

Gezi parkı eylemleri sırasında bir güzel insan gitti ve meydanda durdu.. yalnızca durdu... büyük bir mesajdı verdiği.. peşinden binlerce insan katıldı.... türkiye'deki Kollektif enerji sevgiden çok öfke olduğu için bu ve bunun gibi barışçıl eylemler henüz ülke çapında büyük bir sonuç oluşturmamış gibi gözükse de, aslında ülkenin kollektif bilincinipozitif yönde etkilemiştir.. bu gün hükümetin yasa dışı işleri bir bir ortaya dökülüyorsa o da kollektif bilincin pozitif yöndeki hareketinden ötürüdür.


Velhasıl... yani tepki var boomerang gibi geri döner , hem de kafaya isabet eder..

Tepki var ulusları, dünyayı ve evreni pozitif yönde etkiler.. karanlıkları aydınlığa çıkarır.

Ahh bu ruhani dünya ikilemlerin dünyası.. o kadar anlatmışken duygusal tepki vermek karma yaratır diye, şimdi de diyeceğim ki duygularınızı bastırmak da size zarar verir (sacral çakranızı kapar)

; tepki vereyim mi vermeyeyim mi?
Yukarısı bıyık aşağısı sakal...
Versem bir dert vermesem başka ...

Dugularınızı reddetmek, sahiplenmemek, kabullenmemek, inkar etmek sakral çakrayı kapar.. duyguların merkezidir o çakra ve kapandığında artistik yaratıcılık da kapanır, ve depresyon yaratır.
 hükümete mi kızdınız... hayır hayır niye kızayım canım, ben yarın aydınlanacak adamım, kızmak bana yakışmaz..
Hehehe.. onca meditasyon onca yoga yapıyorum.. ben istesem de kızamam hocam..
Heheheh.

Kabul etmek lazım öfkeyi.. evet yaaa kızdım arkadaşım çok kızdım.. tecavüzcüleri serbest bırakıp masum çocukları döverek öldürdüler.. kızdım..

Kabuldür bu.. duygunun kabulü.. sonrasında yapacağınız eylemdir sonucu belirleyen..
Öfkeyi kabul ettikten sonra, gözlerini yumup bir kaç dakika kanını kemiğini etini, fiziksel bedenini dinler isen, ruh ruh olduğunun, akıl akıl olduğunun , beden de beden olduğunun farkındalığına gelir.. ruh akıl ve beden, merkezine gelir ( merkeze gelmeyi başka bir yazıda açıklayacağım) ve öfke enerjisi geldiği gibi gider.. fırsat bu fırsat.. hazır öfke meydanı bırakmışken kalbinizi dinleyip sevgi ve merhamet enerjisiyle , bütünün hayrına  dokunacak karmasız bir tepki yaratabilirsiniz..
Mesela 10 kişiyi toplayarak ülkemizin aydınlığa çıkmasına niyet ederek bir gurup meditasyon yaparsanız 1000 kişilik öfkeli kalabalığın küfürlü sloganlarının asla elde edemeyeceği büyüklükte ( ama gözle o an görünmeyen)  bir zafere varabilirsiniz. İnsanlar fiziksel bir zafere odaklanmış durumdalar.. oysa zafer ilk olarak enerji dünyasında elde edilir... öfkeden sevgiye doğru uzanan bir yoldayız ve her an kollektif olarak sevgiye bir adım daha yakınız.

O büyük başarılara imza atmış Gandhi gibi, Mother Teresa gibi, Martin L. King gibi insanlar ne istemediklerime değil ne istediklerine odaklanmış insanlardır.

Bu sözleri sokaktan geçen her hangi bir vatandaş okusa ama peygamberimiz bile savaşmış der..
Bir başkası Atatürk'ümüz de savaşmış der..

Tarihte her dönemin enerjisi, her ülkenin enerjisi, her liderin enerjisi birbirinden farklı...
Onların yaşadığı an'da bütünün hayrına savaşmak varmış kaderlerinde..
Bizim yaşadığımız bu dönemde ise bütünün hayrına sevgi ve merhamete dönmemiz en hayırlı olandır.

Kısmen yüksek benliğimden akan bu mesajın bütünün hayrına çalışmasına tüm kalbimle niyet ediyorum