21 Şubat 2014 Cuma

21 Şubat - kader ve özgür irade

Bu gün english spiritual talking workshopu vermek üzere trene bindim. İki haftadır konu belirlememiştim. Trendeyken sordum.. Bu gün ne hakkında konuşacağız.. defteri kalemi hazırlamam gerektiğini hissettim ve kalemi elime alır almaz İlahi plan, kader, özgür irade ve akashik kayıtlar konularında bilgi akışı başladı.. o yazdıklarımın bir kısmını burada paylaşıyorum ve bütünün hayrına ulaşması gereken ruhlara ulaşmasını diliyorum.



;,,,,,,

Özgür irade evrenin en önemli yasalarından biri. Bize seçim hakkı veren bir doğa yasası. Trene mi binerim, otobüse mi, yürüyerek mi giderim yoksa eşşek sırtında mı.... seçenekler öyle çokki... öyle çokki bize seçim hakkımız olduğu hissini veriyor.

Şu üniversiteyi seçsem, şu meslek türünü seçsem, şöyle bir kız ya da erkek bulup evlensem, şöyle bir ev alsam, böyle bir araba, ve şöyle biri haline gelsem, sonra böyle yapsam....

Bu seçenek bolluğu bizlere özgür irade hissiyatını veriyor.

Oysa özgür irade de içinde bulunduğumuz pek çok diğer ilizyondan biri..

Seçtiğimizi sanıyoruz, hayatımızı kontrol ettiğimizi sanıyoruz..

Evet pek çok seçenek var ama Tanrı neyi seçeceğimizi biliyor. Tanrı yaratışa başladığı anda her şeyin geleceğini o anda biliverdi. O biliş Tanrının iradesi, O biliş Tanrının ilahi planı... her şey o plan dahilinde.

Tanrı bu boyutu, materyal alemi bizler\(hayat) vasıtası ile  deneyimliyor. Hayat bolca seçeneğimiz varmış gibi hissettirdiği ve sonunu bilemediğimiz için keyifli bir macera. Yaradan bu boyuta enkarne olup yaradan olduğunun, ilahi planın sahibi olduğunun bilincini yitirdiği için bu macera dolu hayatlar silsilesini deneyimleyebiliyor.. zira tüm bilinciyle gelseydi bu işin ne keyfi kalırdı. Bu evrim sisteminin çalışırlığı için var 'Özgür İrade Yasası'.

Yaradan'ın yüksek boyutlardaki varlığı ilahi planın sahibi olduğunun bilincinde. Yarada'nın bu boyuttaki varlığı unutkanlık ve uyanış ve yükseliş sürecinde.
 İslamiyet, Hristiyanlık, Musevilikte kader anlatılır. O kutsal kitaplardan anlaşılacak olan dersler okuyucunun içinde bulunduğu bilinç seviyesine bağlı olarak değişecektir.

Düşük bilinç frekansında bir kimse kaderi için Yaradan'a kızacaktır. "Niye ben Rabbim? " '' Allahım neden bana bunu layik gördün?" "Allahım onca dua okudum namaz kıldım niye bana bu acı dolu kaderi yazdın'' vs...

Kötü kaderi için Tanrı'yı suçlayacaktır. Ve de davranışlarının sorumluluğunu kötü kader diyerek kabullenmeyecektir. Evet öldürdüm.. bi sor niye diye... Niye? Kötü kader... Tanrı öyle istemiş..

Bir nebze daha yüksek bilinç frekansında bir kimse ise evet öldürdüm.. evet Tanrı öyle istemiş... dedikten sonra yaptığı eylemin sonuçlarını görür ve kabul eder, suçluluk duyar, utanç duyar, vicdan azabı yaşar, ki bu acı dolu duygular o ruhun uzun sürede evrimine katkıda bulunacak olan duygulardır..

Bu örneğini verdiğim iki kişiyi karşılaştırmak ve birini diğerinden daha iyi ya da kötü bulmak da manasızdır... velhasıl deneyimi yaşayan hep aynı Yüce varlığın unutkanlık içindeki atomları...
Kendilerine biçilmiş olan rolü oynamaktalar. Acı ve felaketlerden er ya da geç bilinç doğar.

Çok daha yüksek bilinç frekansında bir kimse kaderini tam olarak kabul eder. Her zorlu hayat deneyiminin ruhunun evrimi için planlanmış olduğunu kabul eder. Ki o plan bir değil tüm ruhların evrimi içindir. Her kimsenin kaderi diğer tüm varlıkların kaderiyle bağıntılıdır ve büyük tablonun içindeki küçük fırça darbeleri gibidir. Her bir hayat bir fırça darbesi. İkinci dünya savaşı ve Vietnam savaşları acı dolu, cinayet dolu büyük olaylardır.. ki o çok büyük olaylar bile evrenlerin büyük tablosunda bir fırça darbesi gibidir. Bu acı dolu savaşlar 1968 kuşağının, Hipilerin doğumuna neden olmuştur. Kollektif bilinçte bir uyanış hareketi başlatmıştır...

Gezi parkında kesilen bir ağaç kollektif bilinçteki birikimin boşalmasına ve ülke çapında uyanışın hızlanmasına neden olmuştur..

Yani her şey, hem de her şey bütünün hayrına ve yükselişi adına olmaktadır.

Bilinç seviyesi belli bir seviyeye ulaştığında kişi kadere tamamen güvenir.  Kaderine güvenen kimse deyim yerindeyse gözünü yumar ve bir uçurumdan küçük bir su birikintisine balıklama dalar. O kişi için Seçme sıkıntısı sona ermiştir.

Kişi akıl merkezinde bir hayat sürüyorsa( belli bir bilinç seviyesinin altında) sürekli olarak önünde seçmesi gereken bir yol olduğunu düşünür. Özgür irade ilizyonunu son damlasına kadar içer. Seçer seçer seçer... hayatı plan yapmakla, seçim yapmakla geçer.

Kişi kalp merkezinde bir hayat sürüyorsa ( belli bilinç seviyesinin üstünde) artık seçmesine gerek yoktur. O kimse AKAR. Tanrı, yüksek benliğinden kişinin kalp çakrasına akar, ve oradan dışarıya hayat olarak an ve an taşar. Hayat hep o an'dır. Gelecek ya da geçmiş değil. Kalp çakrasından taşan hayat enerjisi kendi kendini yaratır. Kişinin hayatına, kendi frekansıyla uyumlu deneyimleri ve mucizeleri getirir. O ruh, kendini Yaradan'a teslim etmiş, akış halinde bir ruhtur. Seçme sıkıntısı yoktur.. şöyle mi olsun, böyle mi olsun, o mu iyi, bu mu iyi ... yoktur...  O ruh akar ve kalbiyle bilir. Kalpten taşan o enerji sevgi ve mutluluk dolu bir enerjidir.. Kişi mutluluğu ve sevgiyi takip eder. Önünde iki kapı belirmişse aklını değil kalbini dinler ve kendi için en mutluluk getirici olan kapıdan doğal olarak geçer. Çünkü kalpten taşan mutluluk ve sevgi enerjisi, kapıdan taşan mutluluk ve sevgi enerjisini tanır.. ona uyum sağlar.. deyim yerindeyse ona tutunur.. kalp o kapıyı çeker... o kapı kalbi çeker.. ve kişi akmakta olduğu hissiyatını yaşar.

Hepinize akışkan bir hayat dilerim ;)