17 Eylül 2015 Perşembe

Walking on the edge

İnce bir çizgide yürümek

Ağustos ve Eylül ayları boyunca (Yuka, Maya ve ben) ince bir çizgi üzerinde yürüdüğümüzü hissettik. Yapabileceğimiz şeyler, seçebileceğimiz yollar bir yönle sınırlıydı sanki. Bu da bize uzun ince bir yola çıkmışız gibi hissettirdi. İlahi plana, ilahi zamanlamaya teslim olup ilahi buluşmalara, ilahi kavuşmalara doğru kucak açıp sürdük arabamızı gecenin karanlığına. İlk durağımız Dalyan'dı. 

Plan Dalyan'da kalan son eşyalarımızı toparlayıp İzmir'e gitmek, orada 5-6 gün boyunca hem kişisel hem de gurup ses şifa çalışmalarımızı yapıp, geri dönüş yolunda Çanakkale'den geçip Troy antik kentini görmekti; ve en son İstanbul'daki evimize tam taşınmak.

Dalyan'a vardığımızda, henüz İzmir'den seans rezarvasyonu çıkmamıştı, dahası Gurup ses çalışmamız için yer de bulunamamıştı.. Test işte tam o noktadaydı.. Kendi kendimize sorduk; bir yerde hata mı yapmıştık(?) Bizi bu yola çıkartan, Her Şeye Kadir Olan'ın bildiği vardır .. Ben bilmesem de olur.. Ben güvenirim, gözümü kaparım ve yürürüm. O güven Yaratan'ın isteğinin benim isteğim olduğunu bilmemden gelir. O yüzden sırtım(ız) dik durur. Bu hisler içinde uyandık ve sonra mucizevi gelişmeler oldu. Dalyan'da geçen sene terapi seanslarımızı almış kalabalık bir İngiliz gurup seans rezarvasyonları yaptı. Kişisel seansları yapmaya İzmir için niyet etmiştik, Dalyan oldu. Aynı gün Çanakkale'nin Kaz Dağlarına, Yaşam Okulu'na gidecek olan dostumuz Pınar bize ulaştı ve orada (dedetepe çiftliğinde) bir enerjisel yer temizliği ve aktivasyonuna ihtiyaç olduğunu söyledi. Böylece 13 eylül güneş tutulması gurup ses şifa çalışmasını ( ruh toplantısını) orada yapmaya karar verdik. Bunu da İzmir'e diye niyet etmiştik Çanakkale'ye kısmet oldu. Birdenbire İzmir uçuverdi.; geriye Dalyan ve Çanakkale kaldı.

Fırsattan istifade;

Yuka bir geçmiş hayatında Letoon ismindeki antik kentte yaşadığını söylemişti. Oraya gittik. Ağır ağır yürüdü Letoon'u. Taşlara dokundu.


Yoğun geçen Dalyan'dan sonra Kaz Dağları'ndaki Yaşam okuluna vardık. Gece yarısıydı. Yıldızlar yere değiyiyordu. Gecenin karanlığında esrarengiz ve mistik bir yerdi. Bir köpek havladı. İçeri alındık. Bir seremoninin sonuna varmış olmalıydık. Ortada yanan mumlar vardı. Her kes ayağa kalkıp bizi karşıladı. Yüzlerini göremedik, ruhlarını hissettik; çok güzellerdi. Sonra bir kısmıyla birlikte o odada yerdeki şiltelere uzanıp, örtündük. Yatmadan az önceydi; Pınar sabah 5,5 ta dünya barışı meditasyonuna kalkacağımızı söyledi. İşte budur dedim bir kez daha.. Doğru zamanda, doğru yerde olduğumuzun bir işareti daha... Uyuduk ve uyandık. Şilteler geniş bir çember olacak şekilde dizildi. Maya şükür ki mışıl mışıl uyumaya devam ediyordu. Barış olsun, aşk olsun diye niyet ederek dünyanın etrafındaki aynı niyeti eden güzel ruhlarla aynı anda, aynı meditasyonda buluştuk. Hücrelerimiz, atomlarımız ve daha küçük parçacıklarımız titreşti huzurla..


Sonra yine uyuduk ve uyandık. Sonunda herkesin güzel yüzlerini gördük. Nefis bir kahvaltı ettik. Yedikleri her şey kendileri gibi saftı, organikti. 

5 gün boyunca katıldıkları tasarım okulunun son günüydü ve o gün ayrılacaklardı. Enfes bir öğlen yemeği mantralarla kutsandı ( ağrıyan bir başın ağrısını dindirmek için başlamıştı ya fazlasını yaptı)

Öğleden sonra dedetepe çiftliğine geçtik.

Bir çember düzeninde oturduk.
Açılış seremonisi için Tugay Ağabeyimiz flüt çaldı, Yuka ve Pınar ruhlarla dansettiler. 
Sonra  Bu çiftliğin sorumluluğunu üstüne alan dostumuz Eren niyetini söyledi;
Niyeti Ruh, Toprak ve Yapı şifalandırma projesini hayata geçirmekti. Hepberaber bu projenin bütüne hizmet etmesi, bütünün hayrına sonuçlar doğurması için dualar ettik ve chanting yaptık.

Bitiş seremonisinde herkes birşeyler çalıyordu ve coşmuştuk. Sonra herkes birbirine sarıldı. Ahh.. Ne kadar güzel bir topluluktu.

Eylül ayı içinde ruh ailemden biriyle tanışacağımın haberini almıştım. Nerede nezaman olacağını bilmiyordum. Yer o yer, zaman o zamanmış. Ordaki her kese karşı sevgi ve kardeşlik hissettiysem de o kişiye karşı tanıdıklık ve derin bir bağ hissi duydum. O da öyle hissetmiş olmalıydı ki gece yaptığı özel bir şifa seansını bana ve Yuka'ya vermek için kaldığımız yere geldi. 

Yıldızların altında terapi masasına uzanmış ve ince bir pikeyle örtünmüştüm. Yattığım yerden onun ayakta duran karanlık silüetini görüyordum. Gördüğüm bir Atlantis rahibiydi. Ve ilahi bir enerji aktı. Ağladım sessizce mutluluktan.. Şansa inanmayan biri olarak kendimi Tanrının en sevdiği bir evladı gibi hissettim. Bu önemli ruhani ameliyat için rehber ruhlarımda orada hazırdı. Gökyüzünde, yıldızların arasında mucizeler gördüm. Seans bittiğinde kardeşimle kucaklaştık.

Ertesi gün ayrılırken bizi birbirinden güzel hediyeleriyle uğurladılar ( Güneşin ❤️) 

Hepsine buradan selam olsun. 
Ve hiç tanımadan sevdiğim, aramızdan 4 yıl önce ayrıldığını öğrendiğim, bu gurubun, Hayat okulunun ve Buğday derneğinin kurucusu olan Victor'a da gönülden şükran, saygı ve sevgilerimi sunarım. 

(Fotoğrafı Eren ve Pınar çekmiş)

İstanbul'a dönüş yolunda Troy'u ziyaret ettik. Çünkü bu antik kentte de benim geçmiş hayat deneyimim olduğunu hissediyorduk.
Kapı bekçisi bir asker. Sonunu tahmin etmek kolay. 



Sonunda evimize vardık, İstanbul'a.  
Her türlü kısa ve uzun ziyarete, kahve yahut yemeğe bekleriz.

Bu hafta dinleniyoruz. 21 eylül itibariyle seanslarımız başlayacak. Evinizde ya da evimizde seans almak istiyorsanız rezarvasyon için tel ve ya facebooktan irtibata geçin lütfen.

En yakın etkinliğimiz 10 ekim Galata Şifahane'sinde Soul Gathering gurup ses şifa çalışması.. Detayları yakında yazacağım.

Sevgiler