12 Eylül 2016 Pazartesi

Sevgiyle Akışta...

İstanbul çağırmıştı. Korku bulutlarının üstünde uçuştuğu o günlerde İstanbul'a gideceğimi Yuuka'ya söylediğimde hiç yadırgamadı. Yolculuğumu kutsadı. İçimde ruhani bir misyonun çağrısıydı hisssettiğim. Benden tam olarak ne istendiğini, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Fikrin gelmesinden 5 dakika sonra Radia- Seda Rodop Soran ile haberleşmiş, bireysel seanslar, ses ile şifa çemberi ve kanallık eğitim kursu konusunda sözleşmiştik, ve tez vakitte İstanbul biletimi almıştım.
Yolculuğumun öz amacını ise 2 Eylül Güneş tutulması gününde, ses ile şifa çemberine oturduğumuz anda kavrayabildim. Birden taşlar yerine oturmuştu...



Bu anlayış, çemberin merkezine kurduğum enerji ağının etrafında, tam önüme gelen meridyende, hiç hesaplamadan açtığım iki karta bakarken doğuverdi. 2 tane Güneş kartı ile benim arama, 2 tane Ay kartı girmişti. Yani Ay, Güneş ve benim aramda duruyordu.

Son 5 gün boyunca yaptığım bütün seansların konusu da tam olarak buydu. Bunu izah edebilmem için Güneş tutulmasında saklı olan anlamdan bahsetmeliyim.

Güneş, baba sembolü; Yaratan'ın İlahi Eril Enerjisi'nin sembolüydü. Tutulma esnasında sanki İlahi babamız bizi terketmiş gibi bir ilizyona düşüyorduk; karanlığın içinde bir başına bırakılmış küçük bir çocuk gibi oluyorduk.
Oysa yaratan bizi hiç bir zaman terketmemişti. Biz ondan hiç bir zaman ayrılmamıştık. Bu bir anlık karanlık, bize dışarıda aradığımız babamızı içe dönüp, içe bakıp, içte bulmak için bir şans veriyordu. O İlahi Eril Enerji'nin içimizdeki sarsılmaz güç, güven, merhamet ve koşulsuz sevgisini bulmaya yönlendiriliyorduk. O, sonsuzluk boyunca hep oradaydı. Dışımızda değil, merkezimizde.

   2 Eylül'e dek seansa gelen her bir kişinin (mucizevi şekilde) seans konusu hep aynıydı. Babaya kırgınlık, babadan güvende olma hissini alamamış olmak, babadan güç ve destek alamamış olmak, maddi ve * ve ya manevi baba tarafından terkedilmiş olmak... Geçmiş yaşamlarında ise, yaşadıkları çok zor deneyimlerde Tanrı tarafından terkedilmiş olma hissine düşmüş, 'Neden Baba?' diye sormuşlardı.

   Yaratanın İlahi Eril enerjisine olan kırgınlıkları, bedenlerindeki (Yin-Yang) Dişil-Eril Enerji dengesini etkiliyordu; bu da kadın erkek ilişkilerine dengesiz durumlar olarak yansıyordu. Ya bedenlerinde var olan (Yang enerjijiyi) Eril enerjiyi, güvende olabilmek dürtüsüyle doz aşımında kullanıyorlar ya da tek başına asla güvende olamayacakları hissiyle (Yin enerjiyi) Dişi enerjiyi doz aşımında kullanarak güç, korunma ya da sevilme talep ediyorlardı.

Yaşadıkları zor olaylarda karanlık içinde geçirdikleri zaman= Tutulma anındaki karanlık
Baba / Tanrı tarafından terkedilmiş olmak= Güneşten enerji alamadığımız ilizyonu.

Ses ile şifa çemberi boyunca inen bütün enerjiler bize Tanrı'nın İlahi Eril enerjisini içimizde görmeye yönlendirdi. Onun sonsuz sevgisini ve gerçek güvenlik hissini içimizde bulmaya yönlendirdi.

Eril baskı altında tutulan Türkiye'nin, kadına, çocuğa ve zayıfa zulüm yapılan Türkiye'nin insanlarının kollektif bilincine de bu enerjiler geliyordu. Bizi içimizdeki babayla barıştıran; gücü, güveni, sevgiyi içimizde buldurtan enerjiler.

Hiç değilse bireysel seansa ve ses çemberine gelenler için, bu şifada kanal olabilmek bana kısmetmiş.
İçimde büyük bir mutluluk, güven ve güç hissiyle kızım Maya'ya ve eşim Yuuka'ya doğru 9.9.2016 da yola çıktım. 9-9-9 kapısı olarak bilinen bu günün numorolojideki anlamı 'tamamlanma'.

Oysa ne ses çemberi gününün Güneş tutulmasına denk geldiğini biliyordum, ne de dönüş biletimin 9-9-9 kapısına denk geldiğini.  Hayatı İlahi Eril'den aldığım güç ve güven hissiyle ve İlahi Dişi'den aldığım kabul ve teslimiyet yetisi ile, Yaratan'ın kutsal çocuğu olduğum bilinciyle, sevgiyle akışta yaşıyorum.

Tesadüf yok; mucizeler var.
İlahi Anne, İlahi Baba, İlahi Çocuk kalbinizde eriye.

Mucizelerin farkında olmanızı diliyorum.

(Bir kere daha kardeşim Seda Rodop Soran'a şükran ve sevgilerimle...)
-----------

Eylül-Aralık ayları arasında dileyenlere uzaktan görü ve şifa seansım ile hizmetimi sunacağım.
Bilgi için 'seanslar' sayfasına bakınız.