15 Eylül 2016 Perşembe

...



Mutluluğu gelecekte ya da geçmişte aramak; iki adım ileri - iki adım geri yürümek ve hiç yol alamamak
dahası neden yol alamadığını da bilememek...

Gelecek, hiç bir zaman yakalayamayacağımız bir şeyken, geçmiş ise geçmişte kalmışken, niye durmayız? Niye durup bu ana bakmaz
ve içinde bulunduğumuz bütün halleri olduğu gibi kabul etmeyiz? Hepimizin kendince sayısız nedenleri var gibi gözükse de
evrensel cevap bir. Duramayışımızın sebebi, dış dünyamızı bizim yarattığımız gerçeğinin farkında olmayıp, dış dünyanın bizi yarattığı,
etkilediği yanılgısındaki saplanmış halimiz; saplantılı ve koşullanmış aklımız; gördüğünü duyduğunu salt gerçek sanmış olan aklımız.
Bu ilizyonu çok uzun süre deneyimlemiş olan ruhlar ilizyon perdesinin arkasını bir süre önce farketmişler, ya da yeni yeni farketmekteler.
O perdeyi açıp, yanılgının ötesine bakabilmeye başladılar, başlıyorlar, başlayacaklar.
Herşeyi bir arada tutan gücün, Tanrı'nın, bizden uzak ve bizim dışımızda bir yerde olduğunu ve bizi o uzak-dışarı noktadan,
perdenin arkasından yarattığını kabul etmiş olmamız diğer bütün yanılgılarımızın tohumu. Tanrının sonsuzluk boyu kendinden yaratan
ve kendini deneyimleyen gücü olduğumuzu unutmuş olmamız, dış sandıklarımızdan kendimizi ayrı görmemiz, onların orada oluşlarındaki yaratıcı
sorumluluğumuzu göremeyişimiz bütün acının kaynağı. O noktada, yaratan değil, maruz kalan yanılgısındayız ve tepki halindeyiz.
Tepkimiz etkiyi, etkimiz tepkiyi doğururken binlerce, onbinlerce belki yüzbinlerce dünya yılınca, yanılgımızdan doğan etki-tepki çemberinde
dönüp durduk. Ölüm de durdurmadı o çemberi. Çünkü ölüm sonsuzdan gelip sonsuza giden hayat enerjisinin sona erdiği yanılgısı. Çember bir hayattan diğerine
perde perde ilerleyen bir tiyatro oyunu gibi döndü durdu.

Ama bu ilahi oyun öyle bir oyun ki her varlık bir an gelip o çemberin içinden çıkmakla yükümlü, programlı.
O vakit, bu dünya halkı için bu vakit. Herkesin uyanmak için kurduğu saatler çalıyor. Bu oyunun son perdesi oynanıyor evrenin bu sahnesinde.

Öz arayış yolunda yeterince yürümüş olanlar, bu oyunu oynamış ve izlemiş olanlar sesleniyor: ''Hey dostlar, kardeşler, uyanın!! Oyun bitti-bitiyor.
Bu salondan çıkma vaktidir.''

Kalanlar, bu oyunun büyülü çekiciliğinde kaybolup bir kez daha izleyebilirler. Binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce yıl daha;
bu ya da şu gezegen ama aynı sahne. Tekrarlar bütün oyun. Bütün oyun tekrarlar. ''Heyy arkadaşlar!!!'' diye seslenenler var.
Ben de vaktimde o seslenenlerden birini duymuştum.
O ses uyandırdı beni. Silkelendim ve kendime geldim. Sordum kendi kendime... Neredeyim ben? Ne yapıyorum burada? Kapılar açıldığı gibi kapanacak da..
Tabi ki oyunu yeniden oynayıp yeniden seyredecek olanlar olacaktır. Onların kararına saygı duyuyoruz. Seslenişimiz, son çağrıyı duymaya kendini programlamış olanlara..

An bu an. Tüm geçmiş, tüm gelecek bu an. Herşey Bir, Bir Herşey.
Çemberin dönüşü boyunca yüklendiğin duygularını gör, onların yaratıcısı olduğunu ama onların kendisi olmadığını gör.
Bırak, bırak, bırak.. şükranla bırak.
O yanılgıların hepsine şükürler olsun. Çünkü bizi çok daha gelişmiş, çok daha renkli ve içinde yanılgıların olmadığı
bir sonraki oyuna hazırladılar. Oyunun içinde, kaybolmuş olanların ruhlarına yol göstereceğimiz, böylece bütüne büyük hizmetlerde
bulunabileceğimiz bir sonraki oyun...

Özümden gelen enerjinin içine sindiği bu yazı, alsın başını gitsin, uçsun uzaklara. Dokunsun vakti gelmiş kalplere.