13 Ekim 2015 Salı

Görmek ve bakmak vakti.. Çanlar çalıyor


Özlüyorum... Bu bedenle yaşadığım 35 sene içinde, izlerine yer yer rastladığım, silüetini zaman zaman aynada görüp arkamı dönüp baktığımda bulamadığım, kimi zaman rüyalarıma, kimi zaman romanlara konu olan, son yıllarda meditasyonlarımda gördüğüm, merhametli, sevgi dolu, kardeşçe, özgür bir boyutu özlüyorum.
İstiyorumki meditasyondan hiç çıkmayayım. Meditasyondan kastım farkındalık; her an tüm varlığın ve içsel bağlantının farkında olmak. Yemek yerken unutmayayım yediğim şeyin Tanrı olduğunu; yürürken unutmayayım bastığım toprağın Tanrı olduğunu; bir insanla yüzleştiğimde onun Tanrı olduğunu ve bana ayna tuttuğunu ve dolayısıyla benim de Tanrı olduğumu; su içerken Tanrı'yı içtiğimi; şükredeyim. Bir olayım yemekle,suyla, kurtla, kuşla, insanla, taşla, güneşle, yıldızla. Birinin canı yandığında hemen ben de hissedeyim, biriz ya. O birliğin farkında olarak, güzelliğini hissedersem güzelliğimiz artar, acını hissedersem acımız azalır ya...
O özlediğim boyut bireysel değil Birsel.

Çıkmayayım o Birsel Boyuttan. Ama çıkıyorum. gördüklerim, duyduklarım bana hala burada olduğumu hatırlatıyor ve ayaklarımı yere bastırıyor. O gördüklerim duyduklarım bana bilinçaltımı, görmezden geldiğim ağır duygularımı yansıtıyor. Acı acımı, öfke öfkemi, baskılar korkularımı. Ve ben o duygularımdan kaçtıkça, benim gibi kaçınan ruhlarla aynı dünyayı doğurmaya devam edeceğim.

Kolay kolay kimse, kendine yakıştıramıyor böyle acılarla ve öfkelerle dolu bir realitenin, böyle bir uyuyan toplumun parçası olduğunu. Nasıl olur da bu gördüklerim benim iç dünyama ayna tutar. ''Ben farklıyım, ben uyandım, ben şamanım, ben reiki masterım, ben bişeyim...''

Evet, bu realite ayna bize. Bakmamız gerek. Aynı ayna ama, herkese farklı bir şey gösterecek.
Kimine egosunu yansıtacak, kimine ruhunu, kimine ikisini birden.

Ayna ayna, söyle bana: Ben kimim?
 
Bu ayna, egosu kontrol dışı kalmış insanlara ne yansıtabilir? Tanrısal olan kimliklerini unuttuklarını yansıtır. Gördükleri, dokundukları, bildiklerini sandıkları hiçbirşeyde Tanrı'nın varlığını, tümlükle olan içsel bağlarıını görmediklerini yansıtır. Tanrıdan ve tüm varoluştan koptukları ilizyonunun içinde boğulmakta olduklarını yansıtır ve dolayısıyla korktuklarını yansıtır.
Onlar derin bir korku içindedirler. Uzun zaman ne aynayı görürler ne de yansıttıklarını.
 Ama an gelir, an gelir ruh görür, sonra bakar.
Diliyorum bu dünya vatandaşlarına o an tez gele.

Bu ayna, egosu tamamen kontrol altında olan o usta ruhlara ne yansıtabilir?
Karanlığın da aydınlık kadar bütünün parçası olduğunu yansıtır.O'nun, o aynadan öğreneceği bir şey yoktur. O yalnızca izler, bilir, hisseder. Karanlığın acısını, ve aydınlığın neşesini aynı anda yaşar. Bir yandan doğarken, bir yandan ölür; yaratırken yokeder. Geçmişi, geleceği, bütün anları izler. Yol göstermek için açar ağzını ya da yalnızca işaret eder parmağıyla.Onlara Ermiş denir, Buddha denir, Peygamber denir...

Bir de bizim durumumuz var.. İkisi arasındakiler. Egomuz bazen kontrolümüz altında, bazen de değil.Aynanın kimi zaman farkındayız, kimi zaman değiliz. Aynanın bize yansıttığı karanlığı görmemiz lazım. Öfkemizi, üzüntümüzü, hatta nefretimizi. Yoksa ışık hayal eden hayalperestler oluruz.Tanrısal varlığımızın tam farkında olup, onu dünyaya yansıtmak istiyorsak, önce içimizde tuttuğumuz karanlığın farkına varmalı ve onu dinlemeliyiz. Barış, sevgi, huzur, bolluk hayal eden ayrımcılar, korkaklar, kindarlar, cinnet kafalılar asla bu hayallerine ulaşamazlar.
İçe bakma zamanıdır.
İçe bakma ve tümü görme..

O bombacı, ölümüne neden olduğu 128 güzel varlığın içinde kendine ait hiçbirşey görememiş olmalı.
Ya bizler? O katile baktığımızda, bize bizi yansıtan bir karanlık, bize bizi yansıtan bir ışık görmüyor muyuz?
Bir daha bakalım..

O nefret ettiğimiz yöneticilerin kalbinde kendi nefretimizi görmüyor muyuz?

Yanından geçtiğimiz suriyeli ailenin açlığında kendi hayatta kalma korkumuzu görmüyor muyuz?

Bütün varlıklar, bütün varlıkların içinde, kendini ve sonsuzluğu göre...